21 Şubat 2013

ben bazen

Bazen deli laflarla dolar ağzım, taşar sonra. Kulaklarım duymaz,aklım algılamaz. Söylenir dururum. Başkalarının cümlelerini kendiminkinden ayırt edemem. Kendiminkileri de başkalarından. Düşman düşman, tatlı tatlı, insan insan konuşurum. Dinlemezseniz kırılırım. Alıngan bir kalbim var. Dinleseniz isterim. Sakinlerim öyle. Kendi kendime yazarım. Okumazsanız kırılmam. En çok kendim için yazarım çünkü, kendimi duymak için. Şakısın isterim parmaklarım. Bazen bir kitap sızlanır içimde dolanır ağzımda, ağlaya ağlaya kusarım.Okusanız isterim, siz okudukça rahatlarım sanki. Bazen bir şarkı duyarım ben yazmışım sanırım, hangi dilde olursa farketmez heyecanlanırım.
Bazen birilerine kırgınlıklarım depreşir. Ara sıra kızgınlıkla yer değiştirir. Dönüşür, yayılır aklıma. Nasıl üzülürüm bilseniz, bilseler isterim. Geçecektir ya nasılsa. Bazen güneş öylesine güzel görünür ki kamaşırım, parıldarım. Sokulun isterim yanıma birlikte ısınalım.
Ben bazen daha çok emin olurum; kahkahalar bulaşıcı duygular evrenseldir. Birileri söylemiş: hayat paylaşınca güzelmiş.


08 Ocak 2013

inanç

  Dün gece Tolstoy ( İtiraflarım) okuyordum. Uyumadan önce kalktım, bilgisayarı açtım, bunları yazdım :
  İnsanın hayata tutunmasını sağlayan en kuvvetli duygu inançtı. İnsanlığın günümüze kadar hayatta kalmasını sağlayan çoğunluk ( atalarımız ) her zaman bir şeylere inandı. Bu inançlar farklılık gösterse de yaşamı değerli kıldı. Tanrı'ya inandılar, İsa'ya, Buda'ya, iyiliğe, ahlaka, kendilerine, doğaya, bir çok şeye. İnsanların seçme özgürlüğü vardı. İstediği herhangi bir şeye inanabilirlerdi. Kimileri ise 'inançsızım' dedi. Öyleyse ölüm onlar için bir çözüm müydü ? olamazdı, nasıl olsundu. Ölüm hiçlikti. Sonsuz bir yok oluştu. Bu yüzden varlığa inandılar, kendi varlıklarına. "Eğer birey için yaşamak gerektiğine inanmasalardı yaşıyor olmazlardı. Eğer insan fani olanın aldatıcı doğasını görmüyor ve fark etmiyorsa fani olana inanıyor demektir. Fani olanın aldatıcı doğasını kavrayabiliyorsa sonsuza inanmak zorundadır. Bir inancı olmadan yaşayamaz." İşte bu yüzden inançsızlıkta da bir inanç vardı. İnançsızlık kişileri var etti ama koca insanlığı bugünlere getiren sadece inançtı. Bilim ışığında aklın ulaşabileceği sonuç, hayatın bir anlamı olmadığıydı. Bir çok ünlü deha böyle düşündü. ( Schopenhauer, Nietzsche gibi ) Ama yaşamaya devam ettiler.
  Belki biz yaşamı anlarsak,' niçin yaşıyorum ?' sorusuna gerçek ve tartışmasız bir cevap bulursak artık hayatın bir anlamı kalmayacak ve yaşamak istemeyeceğiz. Bu yüzden de insanlık devam edemeyecek. Çünkü artık bildiğimize göre her şey anlamını yitirecek. Meraksızlık, umutsuzluk yaşama arzumuzu elimizden alacak. Belki Tanrı işte bu yüzden anlamamamızı istedi, bu yüzden insanlık var olduğundan beri hep aynı sorular sorulup duruyor: 'Ben kimim ? Neden var oldum ? Yaşamın amacı ne ? ' Ancak kendi hayatımıza, kendi aklımızca anlamlar verebildik ve bu anlamları yaşadık. Asıl soru hiçbir zaman cevap bulamadı. Belki kurgu böyle, resmin bütününü görmeliyiz. Düzenin gerekliliği bu. İnsanlığın bu zamana kadar gelmesinin nedeni. İnsanlar, hayatın anlamsızlığının karşısında durabilecekleri gücü inançtan aldı. İnanç aklın ermediği sadece kabul ettiği ( ettirildiği ), sarıldığı, bırakmadığı, yüzyıllardır kalbiyle sahip çıktığı bir güçtü.
  Kafamda olasılık çok, tek bir sonuç yoktu. Sonuç bendim, aklımdı, kalbimdi, inançlarımdı... İçimde kesinlikle yaşama arzusu vardı, emindim. Çünkü büyük resmin bir parçasıydım.Yalnız olmadığımı düşünüp bilgisayarı kapattım, huzurla uyudum.

06 Ocak 2013

bugünü kucaklıyorum ve 2013 'ü

 Şimdiyi kutluyorum. Çünkü bir kere, bir daha yok. Tanına bakmaz, kokusunu içime çekmez, sesini duymazsam, gözlerinin içine bakıp, olan biteni beynime kaydetmezsem  her şeyi unutup gidicem. Geleceği kontrol edeyim diye bugünü pas geçmek istemiyorum. Sürekli geçmişten bahsedip "ben böyleydim, böyle başardım, bunu da yaptım, başıma ne sıkıntılar geldi, bunları yok sayamam o yüzden herkes duysun" diye bugünün zamanını çalmaya da gerek yok. Bugün ,içinde dünü de barındırır zaten. Dünkü sen bugünkünün kardeşidir, arkadaşıdır. Seni sen yapmıştır. Yaşanan tek bir gün eksilseydi hayatımızdan bambaşka biri olurduk. Seni seversen eğer, geçmiş, sadece bir gülümseme olur yüzünde. Bugünü de sevmeyi öğretir sana ve en büyük hediyesi de başkalarının da seni sevmesidir. Ve anı kaçırmamanın ne kadar önemli olduğunu bilirsin. Bugünün tekrarının olmaması, kalbinde, yaşamayı zorunlu kılar. Çünkü insansın, yitip giden her şeye üzülürsün. Çaresi şimdiyi kucaklamak, içine çekmek, aklına kazımak, hatırlanacak güzel bir anı olarak kalmasını sağlamak. Mutlu olmaya bakmak, mutlu etmeye çalışmak. Kırmamak ve kimsenin seni kırmasına izin vermemek. Günü gülümseyerek taçlandırmak hayat kumbarana güzel bir hazine koymak gibidir. İçime sinmiş her gün geçmişimi yeniden şekillendiriyor. Ben olmanın bütün nimetleri üzerimde. Nefes alıyorum ya yeter sanki.
 2013 de etrafım yine sevdiklerimle sarılı olsun. Sağlığım en büyük şansım olsun. Hiçbir şey ertelenmesin. Hayallerimin mimarı, içimdeki çocuk büyümesin. Hüzünler göz açıp kapayıncaya kadar geçsin. Sürprizler beni neşelendirsin. Kahkahalarımı her bir yana çekinmeden savurmaya devam edeyim. Gülümsemelerim yayılsın da herkese bulaşsın. Kalbim güm güm atsın, tıka basa dolsun. İçim fıkır fıkır kaynasın. Aklım hazır ve alıcı olsun, üretsin, çağlasın, coşsun. Daha çok mutlu yüz göreyim de sinerji olsun, pozitiflik dolsun, kadehlerimiz huzura tokuşsun. Şükürlerim yerini bulsun.Ve mutlaka bir kaç tane mucize olsun.
Kollarımı iki yana açabildiğim kadar açtım, bekliyorum.
Kimseyi kayırmıyorum. Bu dileklerim isteyen herkes için gerçek olsun.

19 Aralık 2012

önce içimdeki ölüm korkusunu öldüreyim sonra yaşamaya devam ederim

 Son zamanlarda Sylvia Plath okuyorum. İlginç bir şekilde ilgilimi çekti hayatı ve intiharı. Sonra Nilgün Marmara çıktı karşıma. Daha sonra da intihar eden diğer bütün yazarlar. ( kendimi öldürme gibi bir düşüncem yok belirteyim ki ruhsal çöküntüde olduğum sanılmasın ) Bir insan özellikle bir edebiyatçı neden kendi varlığına son vermek ister ve bunu nasıl tüm özgür iradesiyle gerçekleştirebilme başarısına ulaşır ? Ben neden bunu bu kadar anlamak istiyorum ?
 Bir dergi var günlerdir almak için uğraşıyorum. Derginin bu sayısının konusu edebiyatta intihar. Sonunda bir kitapçıda buldum, aldım. Kitapların arasında dolanırken orada çalışan bir adam yanıma geldi. Bana durduk yere kendimi özgür bırakmam gerektiğini söyledi. Zihnimi her türlü ön yargıdan arındırmalıymışım. Önce varlığın ne demek olduğunu kavrayıp kendi var olma amacımı bulmalıymışım. Korkularımı bir kenara bırakıp yapmam gerekeni değil yapmak istediklerimi yapmalıymışım. ( ne diyo bu adam dedim içimden, bir de bunları neden bana söylüyor? ) Neyse sonra bana adını daha önce hiç duymadığım bir yazardan bahsetti. Kitaplarından birini alıp elime tutuşturdu. Böylece ilk kez hakkında hiçbir fikrim olmadığı bir kitabı aldım. Ertesi  gün okumaya başladım. Kitap, varoluşçu felsefe düşüncesinden, psikoterapi teknikleri, ruhsal bozukluk nedenleri ve çözümlemelerinden, kendimiz ve diğer her şeyin varlığını keşfetmekten bahsediyor. Kitabı okurken aklıma birden bu yazdıklarım geldi ; kitabın 52. sayfasında, saat 02.56 da, Sylvia Plath yazısını gördükten hemen sonra. Yalnızlık endişemin, varlığımı anlama merakımın, özgürleşme ve mutlu olma çabamın, içinde barındırdığı kendini yok etme tehdidiyle burun buruna geldim. Aklım bir karış açık kaldı. İçimden bir ses 'hiç yoktan var olmadın sen ' diye bağırdı. Aynı sayfada şu iki cümlenin altını çiziverdim : "Ancak kendi canlarını alarak varoluşlarını ifa edebilen kişiler var mıdır ? Varoluşun sadece candan feragat ederek var olduğu yerdeki varoluş, trajik bir varoluştur. "
 Belki tesadüf diye bir şey var. Bilmiyorum. Ama ben buna inanmıyorum.

20 Kasım 2012

her şey bazen olsun bazen olmasın

Bazen işte böyle oluyorum, neden böyle yaptığımı bilmez halde. Yanaklarım yanıyo, avuçlarım terliyo. Sus pus kalıyorum. Sonra aklım yavaş yavaş yerine geliyo. Unutmaya başladığımı hissediyorum. Yanaklarım ve pişmanlığım soğuyo. Geçti oluyo, eski halime dönüyorum. 'Bir daha olmaz' beni sakinleştiriyo. Biliyorum şu an asla gelecekteki kadar mutlu olamayacağım. Çünkü gelecekte her şey daha güzel olacak. Aslında başka şeylerden bahsetcektim ben ama işte bazen böyle oluyo. Ayrıca şunu biliyorum insanın sevdiğinin yeri sevdiğinin yanıdır.( buradaki insanla sevdiği aynı kişi değil ama) O mesajları 10 kişiye göndermediğinden oluyomuş bunlar. Ben hiç göndermedim.

17 Ekim 2012

EDERLEZİ



bir gece,onlar baharın gelişini kutlarken biz 
hardal renginin gölgesinde sevişiyoruz
kaderimizi, son bulduğu yerden başlıyoruz içmeye
ruhunun derinliklerine dalıyorum
kulaklarımı sağır eden bir sarhoşlukta kayboluyorum
dokunuşunla canlanan tenime hayretle gülümsüyoruz
ellerinin değdiği yerleri kutsuyorum bir bir
bütün hazlarımı vücuduna teslim ediyorum ve
söz veriyorum geri istemeyeceğime
saçlarımın arasından yüzüne akan iki damla terle fark ediyorum bağışlandığımı
dudaklarından fışkıran kokun çıplaklığıma siniyor 
kimsesizliğimi aşka terk ediyorum 
onlar meşalelerini söndürürken biz 
uzun bir yolculuktan susamış dönüyoruz
sonra oluyor
gökyüzünü örten göz kapaklarına içerliyorum
biraz daha baksın istiyorum maviliğin yüzüme
yitip giden bütün acıları omzuna dayadığım gözlerimden akıtıyorum, sessizce 
ve bir kez daha emin oluyorum 
dönüp dolaşıp yine seni seveceğime.



05 Ekim 2012

Beynim felçliydi bir süredir. Varlık ve yokluk arasında karar vermeye çalışıyorum. Acılarıma yenisi eklendi. Gözyaşlarımın kurumasını bekledim. Anladım ki geçmeyecek, yazayım dedim. İyileşirim umudundayım.

18 Eylül 2012

hiç bu kadar güzel olmamıştı

Hayatımın en özel tatilini geçirdim geldim. Yapacak çok şey olunca yazacak bir şeyim olmadı. Amaç edinmek, edinirken keyiflenmek, keyiflendikçe gaza gelmek ve plan kurmadan önce hayal etmek harika. Hayal ettim ve oldu. 9 gün boyunca olduğum yerden başka olmak istediğim yer yoktu. Her şey yaşama devam etmemi özendirecek kadar olağanüstüydü. Zaman nasıl bu kadar çabuk geçti Allam ve ben şimdi hayallerimin gerçekleştiği şehirden nasıl bu kadar uzağım. 'Her güzel şey çabuk geçer'den daha çabuk geçti ve her güzel şeyin en güzeliydi. Meğer gerçek ordaymış, hayat da buymuş. Düşledim, hissettim, tattım, güldüm, huzur doldum,.... Üstelik doğum günümü de orda kutladım. Keşke gerçekten zamanı durdurabilen bir peri olsaydım. İçimde sahipli bir mutluluk var ve kime minnettar olduğumu biliyorum.