Arabası çamura saplanmış da ondan olmuş. Yoksa bi çay içip gideceklermiş. 27 yıldır evleneceği güne sakladığı bakirliği, ıssız bir tarlada, akşamın bir vakti, çamura saplanmış arabasının arkasında, sarışın bir kızla son bulmuş. Allahtan seviyormuş kızı. Ama nasıl olur da yıllarca beklediği çocukluk aşkının elini bile bir kere tutmuşken, iki günlük bir heyecan bu kadar yerle bir etmiş değerlerini. Sevdiği kız da sırf ona inat beklemediği bir zamanda başkasıyla evlenmemiş mi. On yıllık aşklarını bir inat uğruna hiçe saymamış mı. Mutsuz da olsa, geri dönmek istese de artık çok geç değilmiymiş. O, on yıllık aşka ihanet etmiş ama kendisinin ki başkaymış işte. Yok, o değilmiş de düşündüğü, hiç böyle hayal etmemiş ilk birlikteliğini. En azından bir yatak olsaymış. 5 dakika içinde olup bitmeseymiş de sabaha kadar sindirebilseymiş içine; yeni kavuştuğu erkekliğini. Bütün teni dokunsaymış bari ilk sahibine. Doya doya vicdanını rahatlatacak sözler duysaymış kızdan. Çünkü kız şaşılacak kadar keyifliymiş. Çok şefkatliymiş elleri, nasılsa şefkat beklediği ilk erkeğini unutalı çok olmuş kızın, şimdi yanındaki erkeği sakinleştirme görevini seve seve üstlenebilirmiş. Ama zaman en aceleci haline bürünmüş o akşam. Pişmanlığının, yerini alışılmış erkeklik gururuna bırakacak bir kaç saatleri daha olsaymış, o zaman belki ilk söylediği cümle 'yapmasamıydık keşke' olmazmış. Nasıl söylemiş öyle bir şey. Bu kadar mı kız'mış düşünceleri. Her erkek böyle mi hissedermiş acaba. 27 yaşındaysa evet böyle hissetmesi çok yüksek olasılıkmış. Keşke reşit olduğu gün sevincini sadece bir şişe birayla kutlamakla kalmasaymış. Her şey bir yana günahkarmış artık. Tanrı affetmiycekmiş. Ortam müsait değilmiş affedilmesine. Arabada olmasa belki bağışlanabilirmiş. Ama neymiş bu hakimiyetsizlik, bu aptalca teslimiyet. Bu kadar hoşuna gitmeseymiş, belki yine affedilebilirmiş. Çok güzelmiş ama napsın. İnsan aklının, yıllarca sahip olduğunu sandığı bütün erdemleri unutacak kadar delirdiği an, bir tek bu an değilmiymiş. Tüm insanları bir yapan, en bilgesini ve cahilini, dinsizini ve azizini, babasını ve annesini aynı insan yapan, dünyanın varoluşuyla var olmuş tek doyumsuz haz, şimdi utandıracak bir tek kendisini mi bulmuş. Herkes o an yaratılış amacının hakkını vermenin zevkiyle bağırıp hayvanlaşmaz mıymış zaten. Hayvani dürtülerine karşı gelen tek bir insan varmıymış dünyada. Olamazmış, çünkü insanlar da tıpkı hayvanlar gibi nesillerini devam ettirmeye kodlanmışlar. Tanrı, sadece düşünebilen hayvan için, itiraz edip de ürememezlik yapmasın diye dünyanın en güzel ve vazgeçilmez tadını da o ana bahşetmiş. Hem kadere de inanırmış. Kadermiş başına gelen her zamansız şey. Yıllarca buna inandırılmış, şimdi mi sorgulayacakmış sanki. Dünyada bir erkek bir doğuma daha hazır hale gelmiş, hepsi bu. Birden kızın söylediği söz gelmiş aklına, " Geçecek merak etme. Hem düşünsene, hayatının en anlamlı sandığın anı, bu kadar sıradan geldi işte, asla unutmazsın, beni de." Gülümsemiş. Aklı karışıp duruyormuş. Yine de araba çamura saplanmasaymış keşke. Ama çok güzelmiş işte napsın.